Üstdilsel Bozulma : Soyka

İncirler ezilecek , taban kesikleriyle.
Suçun yükünü hissedeceğim , odak noktasında güvez renk alıncaya kadar .
Söz bitecek , anlar yahut kabullenirsek.

Cürüm , acınaklı hali kadar duyumsamazlığını da özletecek bize .
Taşıması memnu olmayan boşluğa bilinçdışı hendese ile adımlar atacağım .
Yanıt yok !
Olmayacak !
Sen ölülerin şarkısını bilmeyeceksin .

Yaşamlarımıza karışan ilkesizlik figürü olarak yerini koruyacak bir anne ,
ve her gün yasaklı ölecek .
Sözdizimsel olarak benzeşeceğiz onunla .
Kesintiye uğramış bir uykuya palamarlayacağız kural tanımazlığımızı .
Olmayan aralıklarla ve kente uğramayan yerli sevgilerle saçını tarayacağım.
Başka bir duygu var olacak burada.
Başka bir günahla uzaklaşacak yaban güvercini .
Söz bitecek .
Yanlış harita tutuşturulacak belki de ruhuna .
Ama söz bitecek
ölüler soyunduğunda .

Ölüler Panayırı

Birbirimizi ve ayrı ayrı ikimizi unutalım.
Korkunun ne kadar ölçüsüz dağıldığını hissetmeyelim diye mosmor olsun sapaklar.

Ayağımın altında ölüler panayırına getiriliyorsun.
Dutlara nasıl basıyorlar ?
Tırnak kopuğunda salyayla birleşmiş , piyore.
Vahim karakterler taşınıyor sinir hücrelerine.
” Ekmek veya hava ”
Bağrıntı parolası buydu .
” Ekmek veya hava ”
Vilayete film gelmiyordu .
Ben neysem oyum yine.
Birbirimiz ve ayrı ayrı ikimiz’ceye göre ben neysem oyum .
Morga varmak için uyuklayanlardanım.
Pazarda kupkuru evler baharın güllâbiliğini  üstlenmiş ,
Talikalar , hükümetin karantinasına alındığı için daha süslü .
Redingotun iç cebinden çiçekler atarak vücut zevklerine çağrılıyor insanlar .
Doğrudan doğruya bir yanlışsızlıkla seni geçerli kılıyorum.
Kaçman en doğrusu , birbirimize ve ayrı ayrı ikimize.

Allegronun Reveransı

– Herkesin sargılarını farklılaştıran oyunun parçalarıyla …

Yamaçları donat .
Takma adlarla seslenilen
bir halimiz vardı .
Uzunlamasına sustalanmış maniveladan davalarımız.
Davalarımız
epey uzun .
Kendine ve bana ne anlattığını hiçbir zaman direk
söylemedin.
Dolaylı anıştırılmış incecik
çığlıkları neşeli homurdandın ,
aleyhtar yakınmalar ile .
Ne tamamen istemli
ne kasıtlı olarak bugünkü cehennem haberini duyduğumu hatırlarım .

– Bir daha dünyaya hayranlık duyarsan karanlığıma düşmeye
hazır ol , dediğinde
bunun , tanrının intikamına
hazır ol demek olduğunu bilirdim .

Çan kulesi üzerinde
rüzgar gibi uğuldayışı bitimsizleşmişti sen güçsüzlüğünle dünyayı kavradığında .
Herkesin sargıları ölümcül
havanda dövülmüş gibiydi.Yine de farklıydı işte.

Ters Aristokrasi

Sene ŞİİR’lerdi …

Göçüyor olmak , caniyane fiyaskonun izahatini yapmaktan ayrı görülmüyordu .
Eter kokulu rafyalar , ağzımın içindeki hırçın kavalyenin belini büküyordu .
Kavalyem ayaklarında suskun uzaklıklar toplamıştı , birbiri ardına .
Saman balyası çatırdıyordu .
Bütün çıplaklığımla çelik zırhına çarpıyordum  .

İnsanlar yerleşik düzene geçtiğinden beridir ,
göçüyor olmak bir sür/gün menşeiydi.

Hangi çatıda son bulsam , tutukevi havalandırmasına tavan örülüyordu sanki.
Ünlem belirtisi , kanlı bıçaklı bir düşmana neden bu kadar benzerdi ki zaten .

Kaşlarından öncesi vardı .
Önce , kürek kemiklerin , dev hurda yığınıyla düşüyordu .
Esnekliği yitmiş çamur , ters aristokrasinin cerehatine  benzemişti bile.

Rüzgar , mat  kelimeler içerisinde ve dışarısında hangi sırada gelir , merak etmiyordum .
Çünkü; rüzgar cenaze için karartılmışçasına , stenograflardan , hasta bakıcılardan ve hatta esas hakkında mütaalalardan da anlamını çekiyordu .

Sene ŞİİR’lerdi …

Önünden geçilen
ev duvarlarında  ayıplı kelimeleri görünce gözlerimizi kapatacak kadar iyimser yaşıyorduk  .
Kimse şairler ve deliler kadar sevmiyordu ölümü.

Mizansen : Zifos

Kendiliğindenci şiddet
konusunda emsali az
bulunur bir kitleyim .Söz kamburunun :

– Sanırım ellerinin ardında bırakmaya çalıştığın yüzden bahsedeceğim . Yüzünün iskencehaneden ne farkı olabilirdi ?
Soğumamış izlerin boyunca matah zodyakta aynıyım ,

Aynısın ,

Aynı.

Dehşetengiz şüphenin yerini alamıyordu , mefistoya yakın kırıntı bırakman .

O sıra çağla , bütün baharıyla bahardı iç yüzünde.

” bir cisim aynı anda iki hacmi dolduramazdı ” ne zaman son bulmuştu ?

Müşterek betimlenelim diye bu şiirde benimlesin.

Söz senin, ağılı putrel için . 

Avesta

– Dargın dönüyorum sen û seferden .

Gagalandığını duyuyorum ,
savaş motorlarının .
Cenk ardında ,
çil keklik ,
badiye ,
kor yapalak ve
ben ayrılıyoruz
diğerlerinden .
Dahası ispinozlar …
İllede  ölümdür ,
yorgunluk .
İllede savaştır ,
sunulan güveysi uzantı .
Yorulmuştur toprağım
kurşun oyuncaklardan.

– Sanki çiğneniyorum sırtında .

Maden kapakları zir û zeber ediliyor.
Ilık hava akışında bakmayacaksın bana .
Kuşlarımı yemlemeyeceksin.
Bildiğimden farklı sev beni .
Bildiğimden farklı
olsun ölümüm.
Ben mi ters yöndeyim göçlerden ?

Avesta düşecek elinden .
Dur diyorum .
Durun yok.
Beni yalnız bulmuyorsun gökyüzünde .
Olmayan bir hakla aramıyorsun , üzengilenip.
Her an sancın ,
terini morartmıyor ,
oturduğun düğümde .
Çiçeklerimi de
sulamayacaksın üstelik .
Su ile kuru ekmeği yumuşatmayacaksın
pencere önünde.

Motorların yanık
kanat koktuğunu yalnızca ben söylemiyorum .
Mahfuzlar da ,
cenahlar da …
Avesta yaslandı , bir savaşın sabah hırıltısına .

Gemden Arpej

Dün ve bugün arasında
hala keşfedilmemiş zamanlar olduğuna inanıyorum .
Tepeleme şiir yumaklarını çalmış mülkiyete çıkışmalıyım bu yüzden  .

Sanılanın aksine , harpsever üleşmelere müttefikliğim çekmeli , geceden  bütün dert müdavimlerini . Sadece tekel bayiicilerin varlığına borçlu değilim , dünyanın büyük harflerini .

Burada gözlerin , teybin ilerletilen kaset sesiyle girmeli türküye  .

Nobran bitiyor ve başlıyor , başımdaki nükleer
sızıntı çuvalı .
Dün ve bugün arasında
kaç kere angajmanı ihlal etmiş
olabilirim ki ?
Bir işgalcinin borsacıdan
farkı kalmadığında ,
atı ezilmiş yoksul arabacıların , kopmuş ipleri parmaklarına asmış
olduğunu göreceğim.
Sen , kaça yeniliriz diye
tartışadur kendinle  . Pantolonunu indirmiş köprü ayaklarına , nekrofilliği
ve görmediği heykellere taptığını anlatacağım .

Sunu ve sonu arasında
bir adamı , piştovun önünden çektiğimde gün ışığı dünyaya dik gelmeyecek .
Sağımı soluma devşiren bedeli izledim .
Salıncağın , yabani gelinciğe benzemesini anlatmam gerek   .